AKBİL.

Yandaki kullanıcı tarafından gönderilmiş zeynep on Tem 10th, 2010 kategorisi altında kayıtlı Ezgi Aktaş, Taze Haber, Yazarlar, Yerel. Bu yazının her hareketini RSS ile takip edebilirsiniz. RSS 2.0. Bu yazıda yorumlar kapatılmıştır..

 

 

 

 

 

Şöyle Kollarımı Açaydım,

 

Ah Benim Tarih Kokan

 

Yeditepeli İstanbul’um!

 

Diyeydim…

 

 

İstanbul, UNESCO Dünya Mirası Listesinden çıkarılma riski ile karşı karşıya!

Dünya Miras Komitesinin, 25 Temmuz – 3 Ağustos 2010  tarihinde Brezilya’da yapacağı toplantıda; İstanbulun Tehlike Altındaki Dünya Miras Alanı Listesi‘ne alınması söz konusu.
Bir yıl içerinde toparlanma yönünde herhangi bir gelişme gösterilmezse de listeden tümüyle çıkarılacak.

Komitenin neden böyle bir karar aldığını sorgulamaya pek lüzum yok aslında.

Fazla değil, geçtiğimiz bir kaç ay içerisinde şu canım şehirde yaşananlara bakmak yeterli.

Örneğin; bu yılın mart ayı itibariyle Sulukulede yaşananlar…

Kentsel Dönüşüm adı altında TOKİ tarafından bölgede başlatılan proje vardi. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından, işlemde olan arkeolojik çalışmanın sonuçları alınana kadar; bölgede yapılaşmaya gidilemeyeceği gerekçesiyle askıya alındı.

Ancak 12 Haziran’da kazıyı yürüten arkeologların bilgisi ve izni olmadan iş makineleri kazı alanına sokuldu. Alanda arkeolojik kazı sonucunda gün ışığına çıkarıldığı belirtilen Osmanlı döneminden kalma künkler başta olmak üzere tarihi eserler bir perdeyle kapatılarak olay yerine giden uzman ve gazetecilerden gizlendiği iddia edildi.

Özetle, bilim adamları ve sivil inisiyatifler, Sulukulenin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ile Arkeoloji Müzesi tarafından verilecek rapor beklenmeden; projenin alelacele başlatıldığını iddia ederken, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü projeye yapılan itirazların siyasi olduğu ve Sulukulede yapılan her şeyin kendilerinin bilgisi dahilinde olduğunu söylüyor!?

UNESCO ile İstanbul’un arasına kara kedi sokan bir diğer olay ise; Süleymaniyenin silüetini bozacağı için eleştirilen Haliç Metro Geçiş Köprüsü projesi.

UNESCO, bu köprünün tarihi yapıyı zedeleyeceği görüşünde. Projenin mimarı ise; 18 Mart 2010 tarihinde Referans Gazetesi yazarı Müge Akgüne verdiği röportajda özetle projenin silüeti etkilemeyeceğini, bunun için gerekli çalışmaları sürdürdüklerini ve iddiaların şehircilikten ziyade, siyasi olduğuna inandığını aktarıyor.

Biz “pek sayın” ve “değerli” İstanbul sakinleri  olarak bizler de; tenis maçı izlercesine topun bir o alandan, bir bu alana sekişini şaşkınlıkla izliyoruz ve pek tabi ki kafamız karışıyor.

Aynı belirsiz durum, Emek Sineması, İnci Pastanesi ve Yeni Rüya Sinemasını kapsayan Circle D’Orient kompleksi için alınan yıkım kararı olarak geçerliliğini koruyor. Karar şimdilik İstanbul 9. İdare Mahkemesi tarafından durduruldu.

Ancak İstanbullular; yenileme ve kentsel dönüşüm adı altında, yerel yönetimler ve özel şirketler tarafından “soylulaştırmak” suretiyle, bu projeye el konulmak istendiğinden endişe ediyorlar.

Circle D’Orient alanının yıkılarak yeniden yapılandırılması olarak özetlenebilecek projenin detayları üzerindeki belirsizlikler, bu şehirde yaşayanları rahatsız ediyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yağ içindeki salon” olarak tabir ettiği sinemada koltuklara gömülerek hayallerini beyazperdeden izlemiş olanlar; Beyoğlu’nun orta yerinde alışveriş merkezinin ne alaka olduğunu sorguluyor.

Çok değil, geçtiğimiz aylar içinde birbiri ardına yaşanan bu  olaylar ve arkasından gelen tartışmalar bile, İstanbul’un Dünya Mirası Listesinden çıkarılma riskiyle neden yüz yüze kaldığının birer göstergesi aslında. Tabi bir de alelacele kapısına kilit vurulup özel bir şirkete satılan Alkazar Sineması olayı var…

 

*******

İstanbul S.O.S Hareketi, yeniden inşa adı altında ve rant ve ticari çıkarlar uğruna gerçekleştirilen / gerçekleştirilecek olan özensiz projeler yüzünden İstanbul’un Dünya Mirası Listesi’’nden çıkarılma tehlikesine dikkat çekmeyi amaçlayan bir oluşum.  

Haliç Metro Köprüsü mevcut projesi değiştirilmezse, 5366 sayılı Kanun’un mevcut uygulaması durdurulmazsa, İstanbul Surları restorasyon projeleri ile ilgili bilgi sağlanmazsa, Tarihi Yarımada’ya her gün 75 bin aracın girmesine neden olacak tünel projesi durdurulmazsa ve ahşap yapıların korunması sağlanmazsa İstanbul’un tükeneceğinin altını kalın çizgilerle çiziyorlar.

Hazırladıkları web-sitesiyle (http://istanbulsos.wordpress.com/) kamuoyunun dikkatini de bu konuya çekmeyi amaçlıyorlar.

Bu websitesinde ayrıca imzamızı bekleyen online dilekçeler de bulunuyor.

Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum filminin artık kültleşmiş repliğindeki gibi, gelecekte İstanbula karşı kollarımızı açıp yaşlı gözlerle “şöyle kollarımı açaydım, ah benim tarih kokan Yeditepeli İstanbul’um diyeydim…”  dememek için harekete şimdiden geçmekte fayda var.

Yoksa…

Yoksa, İstanbul içinde ağlak hayaletlerin gezdiği bir molozkent oluverir de, iş işten geçtikten sonra gıkımızı çıkarmaya hakkımız bile kalmaz.

 

*******

 

Gönül Ne Cins Hayvan İster, Ne Petshop;

Gönül Yaşam Hakkına Saygı İster, Gerisi Bahane…


Bir sabah gazeteyi açıyorum.

Dakika bir, gol bir! Gözüme bir haber çarpıyor. Bursa’da bir petshop sahibi, anahtarı birine bırakıp tatile gitmiş.

Anlaşılan, ara sıra uğramasını istediği kişi, aldığı sorumluluğu savsaklamış.  

Petshop’ta kafesler içinde hapis bekleyen hayvanlar dört gün boyunca aç, susuz ve havasız kalmışlar. Kimi kaynaklara göre bir kaç, kimisine göre ise; bir hayvan bu sorumsuzluk yüzünden ölmüş.

Olay vatandaşların ihbarıyla ortaya çıkmış. Petshop’a gelen polis ekibi, ölen hayvanları vitrinden kaldırmış, kalan sağlar bizimdir” lere  mama-su verdirerek ve sorumsuz şahsın kulağını çekerek, olay yerinden çekip gitmiş.

Peki polisin ya da orada bulunan vatandaşların asıl yapması gereken nedir?

Olayı detayları ile anlatan bir tutanak tutup ya da dilekçe yazıp, Tarım İl Müdürlüğü’ne intikal ettirmektir! Petshoplar çalışma ruhsatlarını bu merciden alıyorlar çünkü… Tarım İl Müdürlüğü, işyerinin yonetmeliğe uygun olup, olmadığı konusunda denetleme yapmak üzere harekete geçirilmelidir…

5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu  gereği, petshopların denetimi ile görevli diğer kurum ise; İl Çevre Müdürlüğü. Haliyle bu kurum ile birlikte Veteriner Hekimler Odasına başvurularak denetleme talep edilmelidir…

Petshoplar konusunda üç maymunlar oynandıkça; bu gibi olayların yaşanmaması için bir sebep olmayacak!

Gönül istiyor ki, pek çoğu bavul ticaretiyle korkunç koşullarda yurda sokulan ve küçücük, pislik içinde kafeslerde yaşamaya mahkum edilerek çilesi kat be kat arttırılan canlıların satıldığı petshoplar tarihe karışsın.

Gönül haddini hiç bilmiyor… İnsanlar yaşamlarını bir canlıyla paylaşmak istedikleri için onlara evlerini açsın istiyor; sadece dekorasyonu tamamladığı, bilmem hangi ünlüde olduğu ya da kadın / adam tavlamaya yaradığı için değil.

Barınaklardan sahiplenme yapılsın, evin kapısından giren hayvanla ömür boyunca bir yaşam paylaşılsın istiyor.

Gönül daha da ileri gidiyor. Belki olmayacak duaya hatta dualara amin diyor. Canlıları bu denli  acımasız koşullara mahkum eden insanların cins merakı yok olsun bile istiyor.

Uzun sözün kısası, gönül ve akıl göstermelik genelgeler ya da kanunlar, gel-geç sevgiler ve öylesine ilgiler değil; canlıların yaşam hakkına saygı istiyor!

 

 

ezgiaktas@gazetesabun.com

Yorum yapma kapalı.

Reklam